Ferrari: Büyük ağrılar çekiyorum

20 Ekim 2009

Turkcell Süper Lig ve Şampiyonlar Ligi’ne kötü bir başlangıç yapan Beşiktaş son haftalarda yavaş yavaş ayağa kalkmaya başladı. Siyah-beyazlıların Devler Ligi’nde Alman temsilcisi Wolfsburg ile deplasmanda oynayacağı karşılaşma öncesinde Beşiktaş defansının vazgeçilmez isimlerinden olan İtalyan oyuncu Matteo Ferrari, Hilmi Sever’in sorularını yanıtladı.

Ferrari ile Beşiktaş’ın kötü gidişinden, Wolfsburg maçına, takım içindeki durumdan, taraftara, basına yansımayan ve ilk kez açıkladığı sakatlığından, özel hayatına kadar pek çok konuyu konuştuk.

Ferrari’nin yaşamıyla ilgili pek çok bilinmeyeni de bulabileceğiniz bu röportajla sizleri baş başa bırakıyoruz…

-Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki şansı nedir? Wolfsburg maçıyla ilgili neler düşünüyorsun?
“Şampiyonlar Ligi’ne kötü başladık, iki maçta iki mağlubiyet aldık. Ama Şampiyonlar Ligi’nde neyin ne olacağı belli olmaz. Mesela Manchester maçını çok iyi oynadık kazanamadık, Moskova’da daha iyi oynayayıp puanla dönebilirdik. Önümüzde daha 4 maç var. Hedef tabii ki turu geçmektir ama sonuncu olmamak ve üçüncü olarak UEFA Avrupa Ligi’ne katılabilmek de ciddi bir hedeftir. Ekrem’in Moskova’da son dakikada attığı gol bizim için çok önemli olabilir. Deplasmanda 2-1 mağlup olduk, belki grupta CSKA ile aynı puanda maçlarımızı tamamlayacağız ve İstanbul’da alacağımız 1-0’lık galibiyet bize turu getirebilir. Bunlar da çok önemli etkenler olabilir. Şimdi önümüzde Wolfsburg deplasmanı var. Deplasmandan alacağımız puan ya da puanlar gruptaki durumumuz üzerinde belirleyici rol oynayacaktır”

“HİÇBİR ŞEY BİTMİŞ DEĞİL”

-Beşiktaş’ın sezona kötü başlamasının sebepleri nelerdi?

“Evet lige kötü başladık ama bunların sebeplerini tam olarak açıklayamıyorum. Ben de dahil olmak üzere birçok yeni oyuncu geldi, takımın şekli biraz değişti. Uyum sorunu olabilir. Takım arkadaşlarım, geçen sene çok daha kötü oynayarak maçlar kazandığımızı söylediler. Bu nedenle biraz da şanssız olabiliriz. Zor bir süreçten geçtik ama artık bunu geride bırakmamız ve önümüze bakmamız lazım. Ben takımımızdan ümitliyim, çünkü takım içinde pozitif bir hava ve inanç var. Geçtiğimiz sezon yaşanan lig ve kupa şampiyonluğundan sonra takım arkadaşlarım kazanmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu yaşamış oldular. Kazanmaya başladığın zaman hep kazanmak istersin, çünkü kazanmak güzel bir duygudur ve kimse bu duygudan mahrum olmak istemez. Geçen sene iki kupayı bu takım kazandı ve eminim ki bu başarılara ulaşmak için herkes elinden gelen tüm gayreti gösterecektir. Şanssızlıklar ve kötü maçlar oynadığımız dönemler olabilir, Şampiyonlar Ligi’ne de kötü başladık ama biz inanırsak yolumuz daha uzun hepsini düzeltebiliriz. Geçen sene de takım lige kötü başladı, daha sonra sezonu iki kupayla kapattı. Kötü başlamak her şeyin bittiği anlamına gelmiyor, sonuna kadar mücadelemizi yapacağız ve kolay kolay pes etmeyeceğiz.”

“G.SARAY VE F.BAHÇE’DEN DAHA KÖTÜ BİR TAKIM DEĞİLİZ”

-Beşiktaş’ın en zayıf noktası nedir?
“Benim görüşüme göre zorlandığımız nokta şu oldu; zayıf diyebileceğimiz takımlar çok fazla kapanıyorlar ve bizde de gol sıkıntısı oluştu, bu da tüm takımı etkiledi. Sahaya çıktığımızda hepimizin kafasında bir an önce golü atmalıyız diye bir düşünce meydana geldi. Ve bundan dolayı da gereksiz kontrataklar ve goller yedik. Takım oyununu, verilen taktikleri gol atmak uğruna unutup gereksiz hatalar yaptık. Bizim yapmamız gereken, oyun sistemimize sonuna kadar bağlı kalıp, sakin oynamak. Çünkü maç 90-95 dakika oynanıyor. Sakin olarak oyun sistemimizi sahaya yansıtsaydık çok rahat şekilde maçlarımızı kazanabilirdik. Tabii şanssızlık da işin için de var.

Galatasaray ve Fenerbahçe’den daha düşük bir takım değiliz, onlarla kafa kafaya rahat bir şekilde oynayabiliriz. Galatasaray’a karşı kötü bir mağlubiyet aldık ama bunun nedeni gereken motivasyonu sahaya yansıtamamızdı. Galatasaray’dan kötü bir takım olduğumuz için o gün yenilmedik. Manchester United maçında ise büyük bir motivasyon ile oynadık ama orada da şanssızlık peşimizi bırakmadı. Hiç olmayacak bir şekilde kısa boylu bir oyuncudan kafa golü yedik. Başa baş, hatta zaman zaman daha iyi oynadığımız periyotlar oldu ama Manchester United’a mağlup olduk. Biz o gün Beşiktaş’ın hiç bir takımdan aşağı bir takım olmadığını gördük.

Fenerbahçe’ye de Süper Kupa maçında kaybettik ama o maçta da en az onlar kadar iyi oynadık. Burada Galatasaray ya da Fenerbahçe’ye de haksızlık etmek istemiyorum, ligde daha üst konumdalar. Kendimizi beğenmişlik de yapmak istemiyorum fakat hafta içinde antrenmanlarda nasıl çalıştığımızı görüyorum. O antrenmanlarda yaptıklarımızı şu ana kadar sahaya tam olarak yansıtamadık, bunları sahaya yansıttığımız zaman hiç bir eksik tarafımız yok. Bunu yürekten inanarak söylüyorum.”

“G.SARAY’IN MÜTHİŞ BİR OFANS GÜCÜ VAR”

-Fenerbahçe ve Galatasaray’ı nasıl buluyorsun?
“Bu takımlarla ilgili sadece olumlu şeyler söyleyebilirim. Sezona iki takım da inanılmaz iyi başladı. Galatasaray’ın müthiş bir ofansif gücü ve forvetleri var. Çok rahat şekilde goller atıyorlar. Her iki takım da kalitesini sahaya yansıtmış durumdalar.”

“SEZON SONUNDA NE OLACAĞINI HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ”

-Bu sezon ligin erken bitiği, şampiyonluk yarışının F.Bahçe ve G.Saray arasında geçeceği konuşuluyor. Bu görüşe katılıyor musun?
“Şu an puan cetveline bakarsak böyle düşünülebilir. Ancak sezon çok uzun ve her şey her an değişebilir. Bizim kaybettiğimiz puanları onlar kaybedebilir, negatif bir periyot içine girebilirler. Şu anda puan cetvelinden çok kendi işimize bakarak maç kazanmaya devam etmemiz gerekiyor. Daha sonra rakiplerimizin durumuna bakarız, üzüremizde baskı yaratmadan puanları toplamalıyız, hesapları son haftalara bırakmalıyız. Kariyerim boyunca gördüğüm şey sezon sonunun önemli olduğudur. Sezon sonunda neyin ne olacağını hep birlikte göreceğiz.”

“TARAFTAR ZOR GÜNÜMÜZDE YANIMIZDA OLMALI”

-Beşiktaş’ın geçtiği bu kötü süreç üzerinizde baskı yaratıyor mu?
“Kesinlikle hayır. Şahsen ben hissetmiyorum. Kafam karışık değil, şu anda yaşadığımız durum futbolun içinde olan şeyler, Roma’da bunun daha kötüsünü de yaşamıştım. Her zaman işler yolunda gitmeyebilir. Önemli olan oyuncular, yönetim ve taraftarın birleşerek herkesin Beşiktaş’ı daha iyi konumlara taşımasıdır. İyi ve kaliteli oyuncu bu zor durumlarda ortaya çıkar. 5-0 maç kazanıldığında sahada rahat olmak, bacak arasından çalım atmak büyük oyuncu olduğunu göstermez. Zor anlarda baskılara boyun eğmeyen kişi önemli oyuncudur. Bu yalnızca futbolcular için değil, taraftar için de geçerlidir. Eğer Beşiktaş’ı gerçekten seven bir taraftar topluluğu varsa takımın zor durumunda daha çok yanında olması gerekir. Maç kazanıldığında Beşiktaş’ın yanında olmak çok kolay, zor zamanlarımızda yanımızda olmalılar ki daha güzel günleri birlikte yaşayalım. Tabii bu yöneticiler için de geçerli. Her şey iyi gittiği zaman ortada olmak kolay, işler kötü gittiğinde oyunculara sahip çıkmak da yönetimin görevidir. Bir örnek vermek istiyorum, son yaşadığımız olay olduğu için bunu anlatıyorum. Denizlispor maçında Rüştü ıslıklandı ve tepki gösterildi ama Rüştü bunlardan etkilenmeyerek profesyonel bir şekilde çok başarılı bir maç çıkardı. Hatta kimse bundan bahsetmedi ama o maçta kazandığımız 3 puanda Rüştü’nün çok büyük payı vardı. 1-0 öndeyken, Rüştü çok kritik bir top çıkardı. İşte bu nedenle büyük oyuncular bu tip maçlarda ortaya çıkar diyorum.”

-Taraftarlardan bu kadar büyük bir tepki bekliyor muydun?
“Taraftarı anlıyorum, Beşiktaş gibi bir takımdan başarı bekliyorlar. Tepki olabilir, doğaldır, her yerde olan şeyler ama bizlerin bunlardan etkilenmemesi gerekiyor. Eğer etkilenirsek olay çok daha kötü bir hale gelir. Kafamızın rahat olması ve maçlar kazanmamız lazım, son iki maçta olduğu gibi. Şu anda bize lazım olan şey maçlar kazanarak havamızı bulmamız.”

-Rüştü ve Tabata ile bu olaylardan sonra konuştun mu?
“Rüştü ve Tabata ile bu durumu bire bir konuşmadım ama Rüştü çok profesyonel bir oyuncu, bu tepkilerden performansı etkilenecek bir oyuncu değil. Tabata’ya da tepki oldu ama Tabata çok iyi çalışıyor, son haftalarda çok iyi oynamaya başladı, attığı gol ve yaptığı asistler onun için pozitif gelişmelerdi. İyi bir grubuz, kendi içimizde sıkıntımız yok, bu birlikteliğimizi sahaya yansıtınca başarı gelecektir.”

TARAFTARA ÖZEL BİR TEŞEKKÜR

-Taraftarın sana özel bir ilgisi var…
“Taraftarlarımıza kişisel olarak çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü ilk üç ayımda çok yardımcı oldular, bana güvendiklerini hissettirdiler. Tabii ki bu büyük sorumluluk yüklüyor, ben bu sorumluluğu almaktan dolayı çok mutluyum. Bana önemli olduğumu hissettirdiler. Tabii taraftarımızdan şöyle bir istekte de bulunmak istiyorum, takımımızın yanında olsunlar, sahip çıksınlar. Beşiktaş’ı ne kadar sevdiklerini biliyoruz, Moskova’ya bile gelen çok sayıda taraftarımız oldu. Şu anki gidişattan dolayı pek memnun olmayabilirler, önümüzdeki haftalarda gelecek güzel günlerde taraftarlarımız da çok mutlu olacak.”

“UZUN SÜREDİR SAKATLIĞIM VAR”

-Mustafa Denizli ile iletişiminiz nasıl?
“Aramızda karşılıklı büyük saygı ve güven var. Hoca benim için bir baba gibi, baba-oğul ilişkimiz var. Futbol dünyasında büyük tecrübelere sahip insanlardan, her gün yeni bir şeyler öğreniyorum, bu benim için çok sevindirici bir olay. Uzun süredir beni rahatsız eden, performansımı etkileyen bir sakatlığım var. Bu dönemde hoca hep yanımda oldu, beni hiç zorlamadı. Nasıl kendimi iyi hissediyorsam onları yapmamı söyledi ve bana güvenini ortaya koydu. Bu bir futbolcu için çok önemlidir, siz de bu güveni hissedince elinizden ne geliyorsa onu yapmaya gayret edersiniz.”

“BÜYÜK AĞRILAR ÇEKİYORUM”

Bu sakatlığın hiç gündeme gelmedi. Sakatlığın nedir? Şu an durumun nasıl?
“Adale sakatlığım var. Tedavisi çok zor ve rahatsız edici bir sakatlık. Kas sakatlıkları çok rahatsız edici oluyor. Kemikte bir darbe olur ya da kırık olur onun ne olduğunu bilirsin, tedavisi vardır geçer. Ama benim yaşadığım sakatlık türünün ne olduğunu tam olarak çözemiyorsun, bir geliyor bir gidiyor. Bu beni çok rahatsız ediyor. Burada iki türlü çözüm var, ilk yolda maç ve antrenman yapmayı bırakıyorsun, tam olarak iyileşene kadar tedavilerini yapıyorsun ama bunun ne kadar süreceği ve sonunda ameliyat olup olmayacağın belli değil. Bir diğer yol ise, benim de uyguladığım, bu ağrı ile birlikte yaşamak. Aynı zamanda tedavilerimi görmek, maçlarıma çıkmak ve hepsini bir arada yürütmek. Büyük ağrılar çektiğimde antrenmana çıkamıyorum. Ağrıyı en aza düşürüp sezonu bu şekilde tamamlamak amacım. Eğer ağrı dayanılmaz bir seviyeye gelirse durmak zorunda kalacağım.”

-Sezon sonunda ya da devre arasında ameliyat olma durumun var mı?
“Ameliyat bana sunulan seçeneklerden bir tanesi. Fakat bu tarz bir sakatlığı 10 sene önce de yaşadım ve bunun tedavisini de oldum. Benim tercihim her zaman bu sakatlığı tedaviler ile geçirmek, ameliyat her zaman son çare olmalıdır. Şu an için de böyle bir şey söz konusu değil.”

“PERFORMANSIM YÜZDE YÜZE ULAŞMIYOR”

-Sakatlığın performansını ne kadar etkiliyor?
“Maçlara ağrı kesici ile çıkıyorum aksi takdirde sahada beklenen performansı gösteremem. Bazen antrenmanlarda bile zorlanıyorum, dönüşlerde sıkıntı yaşıyorum. Ama sahada bu şekilde olmuyor, gerekeni yapıyorum ama performansım hiçbir zaman yüzde yüze ulaşmıyor. Tabii ki bu durumumun takımımı olumsuz etkilediğini düşündüğümde ilk olarak hocaya oynayamam diye ben söylerim. Takımımızı olumsuz etkilemediği için oynuyorum.”

“DEFANSIMIZ ÇOK BAŞARILI”

-Beşiktaş savunmasının göbeğinde Sivok ile uyumlu bir ikili oldunuz. Ancak sol ve sağ bekleriniz sürekli olarak değişiyor. Bu sizi nasıl etkiliyor?
“Sağ ve sol bekin sürekli değişmesi bizi rahatsız etmiyor. Defans olayını kişisel olarak görmemek lazım. Defansı takım halinde yapmalıyız, Nobre ileride rakip defansı rahatsız edip, topu rahat kullanmasını engellerse, orta sahada Ernst baskı yapıp, bu mevkideki oyuncuların topu iyi kullanmasını önlerse biz de arkada daha rahat hareket ederiz. En iyi defans hücumda başlar. Takım halinde kötü oynadığımızda defansta sıkıntı yaşarız. Takım defansı olarak çok iyi bir durumdayız. Galatasaray derbisini çıkartırsak, o bizim için çok hatalı bir maçtı, sadece üç gol yedik. Lider Fenerbahçe’ye baktığımızda 5 gol yediğini görüyoruz. Biz defans olarak kötü bir durumda değiliz, aksine başarılıyız. İleride şansımız biraz daha açılırsa ve golleri bulursak takımımız çok iyi konumlara gelecektir. Tabii biz de forvetlere desteğimizi arkadan daha iyi verirsek onların performansı da yükselecektir.”

“İSMAİL, BEN OLDUM DEMEMELİ”

-İsmail Köybaşı hakkında ne düşünüyorsun?
“Geleceği çok parlak, önü açık bir oyuncu. Bu genç yaşında Milli Takım’da ve Beşiktaş’ta olması bunu gösteriyor. Ona vereceğim tavsiye şudur, her gün üstüne yeni bir şeyler katması gerekiyor, herkesten sürekli bir şeyler öğrenebileceğini kafasından çıkarmaması lazım. Öğrenmeye aç olması gerekiyor. Çünkü onun yaşında ben de Inter’de ve milli takımda oynuyordum, artık ben oldum dememeli. Bunu söylerse gerileme başlar. İsmail genç ama çocuk değil, etrafına dikkat etmesi gerekiyor. İyi oynadığında onu çok övenlere kulak asmamalı, aynı şekilde kötü oynadığında da. Ben iyi veya kötü oynadığım maçları biliyorum, İsmail’in de neyin nasıl olduğunu anlaması gerekiyor. Onunla sık sık konuşuyorum, çok iyi İngilizce konuşuyor. Onda öğrenme açlığını ve bir yerlere gelebilmek için daha çok çalışması gerektiğini bildiğini de hissediyorum.”

“İTALYA LİGİ’NDE OYNAMAK ÇOK KOLAY DEĞİLDİR. ÖRNEĞİNİ BILICA’DA GÖRDÜK”

-İtalya Ligi ile Türkiye Ligi’ni kıyasladığında neler söylersin?
“İtalyan Ligi taktik olarak çok üst seviyede ve kaliteli bir lig. İtalya Ligi’nde oynamak çok kolay değildir, bunun örneğini Bilica’da gördük. İtalya’da çok başarılı olmayıp, Türkiye’de önemli yerlere gelen bir oyuncu. Türkiye Ligi fiziğe dayalı. Burada da çok rahat ediyorum, Türkiye’de oynamaktan büyük haz alıyorum.”

-İtalya’dayken Beşiktaş’ı tanıyor muydun?
“Giunti’den dolayı Beşiktaş’ı tanımıştım. Beşiktaş’ın Türkiye’nin iyi kulüplerinden bir tanesi olduğunu biliyordum.”

“İTALYA’YI HİÇ ÖZLEMEDİM”

-Türkiye’de günlerin nasıl geçiyor?
“Her şey yolunda gidiyor. Üç aydır Türkiye’deyim ve ve bu üç ay dolu dolu geçti. Sıkıldığım bir gün olmadı, her gün yeni şeyler yapıyoruz. İtalya’yı hiç özlemedim diyebilirim.”

-Adının anlamı nedir? Dünyaca ünlü araba markası Ferrari’yle bir bağlantısı var mı?
“Açıkçası anlamını bilmiyorum ve bir yakınlığımız olup olmadığını da tam olarak bilmiyorum. İtalya’da Ferrari soyadı çok sık kullanılan bir soy isim. Benim soyadım çok beğeniliyor, Ferrari arabalarla yakınlık kuruyorlar ama ben soyadımı çok fazla beğenmiyorum. Çünkü çok sık kullanılan bir isim. Daha az kullanılan bir soyadım olsaydı daha mutlu olurdum.”

“DAMARLARIMDA AFRİKA KANI VAR”

-Baban İtalyan, Annen Gineli ve sen de Cezayir doğumlusun. Bunlar sana neler kattı? Kendini biraz daha farklı hissediyor musun?
“Bunun bana kattığı birçok şey var tabii ki. Babamın işinden dolayı, küçüklüğümden beri çok fazla ülke gördüm ve seyahat ettim. Şu anda da içimde hep böyle bir istek var. İki gün iznim olsa, ‘nereleri görebilirim, nereye gidebilirim’ diye düşünürüm. Yeni yerler görmeyi, yeni insanlarla tanışmayı çok seviyorum. Kendimi uluslararası bir insan olarak hissediyorum, tek bir ülkeye bağlılık hissetmiyorum. Yüzde 50 İtalyan, yüzde 50 Afrikalıyım. Ama kendimi Afrika’ya daha yakın hissediyorum. Bunda Afrika’da doğmamın da etkisi olabilir. Karakterim ve şeklim olsun. Afrikalı insanlarla bir arada olduğum zaman daha rahatım. Afrika’da doğmamın bunda etkisi olabilir. Tabii ki İtalya’yı da çok seviyorum ama damarlarımda Afrika kanı olduğunu hissediyorum.”

-Çok sayıda ülkeyi gezmeni sağlayan babanın işi neydi?
“Deniz ve okyanusların ortasındaki petrol arama ve çıkarma platformları, küçük şehir gibi yerlerdir. Ve orada çok sayıda insan yaşar. Babam da o merkezlere yiyecek dağıtan şirket için çalışıyordu. Mesela üç ay Kongo’da, daha sonra altı ay Rusya’da kalıyorduk. Babam bu şirketin sorumlusuydu ve organizasyon işlerini yapıyordu. Babam çok ülke gezdiği için ben de küçükken çok ülke gördüm. Kısa süreli gittiği yerlere ailemizi götürmezdi. Yaşım ilerledikçe bu gezilere gitmemeye başladım ve İtalya’da kaldım. Cezayir’de doğmamın sebebi de buydu.”

-Neden Afrikalıların yanında kendini daha rahat hissediyorsun? Nedir bu özelliklerin?
“Beni oraya daha yakın hissettiren nedeni ya da çeken şeyi ben de bilmiyorum. Kendi karakterimi oraya yakın hissediyorum. Bulunduğumuz ortamlarda da çok değişik ülkelerden arkadaşlarımız oldu. Kendimi özellikle İtalya’ya bağlı hissetmiyorum. İşin aslında kendimi bir dünya vatandaşı olarak görüyorum. ‘Futboldan sonra nerede yaşayacaksın’ diye bir soru sorsanız, bunun yanıtını şu an ben de bilmiyorum. Muhtemelen birçok ülkeyi gezeceğim. Hiçbir şeye karşı değilim, hayattan keyif almaya çalışıyorum.”

-Peki futboldan sonra ne yapacaksın?
“Bunu da düşünmedim. Çünkü şu an 29 yaşındayım ve tek düşüncem futbol oynamak. Futbolu bıraktıktan sonra tabii ki bir şeyler yapacağım ama umarım bu yapacağım iş bana yine farklı ülkeleri gezmemi sağlar.”

İSTANBUL HAYRANLIĞI

-Buraya gelmeden önce kafanda yer alan Türkiye imajıyla şu anki nasıl?
“Türkiye’den hep iyi bahsediliyordu, özellikle İstanbul’dan. Abel Xavier ile 6 ay Roma’da birlikte oynadık ve İstanbul’dan hep olumlu bahsetmişti. Buraya gelen insanlar İstanbul hakkında güzel konuşurlardı. Bu konuşmalar bende daha sonra merak oluşturdu. Buraya gelince de insanların güzel konuşmalarının sebebini anlıyorum.”

-Boş zamanlarında neler yapıyorsun?
“Şu sıralarda sakatlığım ile ilgileniyorum. Antrenmandan birkaç saat önce gidip tedavi olurum, antrenman bitiminde de kalırım. Şu an itibariyle tamamen konsantrasyonumu sakatlığıma veriyorum. Bunun dışında arkadaşlarımla şehri tanımak, ülkeyi tanımak ve güzel yerlerde bulunmakla zaman geçiriyorum.”

“DÜNYANIN EN İYİ FUTBOLCUSU GERÇEK RONALDO”

-Birlikte oynadığın en iyi oyuncu kimdi?
“Gerçek Ronaldo yani Brezilyalı Ronaldo.”

-Peki Cristiano Ronaldo hakkında neler söyleme istersin?
“Çok çok iyi bir oyuncu, modern futbolcuda hangi özellikler olması gerekiyorsa Cristiano Ronaldo onlara sahip. Birçok önemli oyuncu ile birlikte ya da karşı oynadım. Zidane’a ve Baggio’ya karşı oynadım, Totti ve Ronaldo ile birlikte oynadım. Inter’de birlikte oynadığımız dönemlerde Ronaldo, o ağır sakatlıkları geçirmemişti. Bugüne kadar kimse de Ronaldo’nun yapabildiklerini görmedim. O apayrı bir oyuncuydu, sağ ayak, sol ayak ve kafa ile goller atardı.”

-Totti’nın sahadaki karizmatik duruşunun dışında, saha dışında çok şakacı bir insan olduğu konuşulur.
“Evet çok doğru. Ayrıca çok da mütevazı bir insandır.”

-Neden iyi defans oyuncuları İtalya’dan çıkar?
“İtalya’da mantalite olarak bu oyunculara yerleştiriliyor. İtalya’da gol yememek en önemli unsurdur. Zaten iyi defansı olan takımlar da genellikle kupaları kaldırıyorlar.”

-İtalya A Milli Takımı ile ilk maçını Türkiye’ye karşı oynadın…
“Evet o ilk maçımdı ve şimdi düşününce ilginç bir tesadüf olduğunu görüyorum.”

FERRARI’NİN MİLLİ TAKIM ÜZÜNTÜSÜ

-İtalya’da geçtiğimiz yıl en iyi defans oyuncularından biri seçildin. Yeniden İtalya Milli Takımı’nda forma giymek istiyor musun?
“Milli takımı düşünmüyorum, bu istemediğimden dolayı değil. Geçen sene çok iyi bir performans sergiledim ama milli takıma seçilemedim. Çevremdeki herkes de milli takıma neden seçilemediğimi soruyordu. Halbuki hocayla Inter’de birlikte çalışmıştık. Demek ki bu hocanın kafasında başka oyuncular var. Bunlar da olduğu için ben de düşünülmüyorum. Hoca kendi grubunu oluşturdu, bunlarla devam edecektir. Cassano da birkaç senedir İtalya’da çok iyi oynuyor ama hoca şans vermiyor.”

-En zayıf noktan nedir?
“Belki sahada hırçınlık olabilir. Sahadaki hırçınlığımın biraz daha üst seviyede olması gerekiyor. Oyun tarzım kontrollü oynamak, pozisyonunu kaybetmemek ve forvete top gelmeden, topu kapmak yönünde.”

“HAKAN ŞÜKÜR İNANILMAZDI”

-Inter ve Parma’da Hakan Şükür’le birlikte oynadın. Şükür nasıl bir oyuncuydu?
“Bir sezon Inter’de, 6 ay Parma’da beraber oynadık. Hakan Şükür müthiş bir oyuncuydu, attığı gollere ve kariyerine bakınca benim fazla bir şey söylememe gerek kalmıyor. İtalya’da şansının çok iyi gittiğini söyleyemeyiz. Inter ve Parma o dönem başarısız yıllar geçiriyordu. Hakan Şükür, İtalya’da başarısız diyemem çünkü takımlar çok kötü dönemler yaşıyorlardı. Beni Hakan Şükür’de en çok etkileyen çalışma hırsı oldu. İnanılmaz bir futbol aşkı vardı, antrenmanlarda adete durmak bilmiyordu, bu tüm takımı çok etkiliyordu. Maçlarda da tüm rakip defansı yaptığı presle yoruyordu, bu takıma çok faydalıydı.”

AŞK HAYATI

-Aida Yespica ile yaşadığın aşk çok konuşuldu ve basında yer aldı. Son olarak da Francesca Lodo ile görüntülerin basında yer aldı…
“Dünyada bu tür haberler hep aynıdır. Türkiye çok büyük bir ülke ve çok sayıda gazete ve dergi var. Bu yazılanlar doğru da yanlış da olabilir. Türkiye’de de İtalya’da da bu tür haberler sürekli çıkıyor.”

-Francesca Lodo ile beraberliğin sürüyor mu?
“Hayır, şu an hayatımda kimse yok, kalbim boş. Francesca da benim kız arkadaşımdı, sevgilim değil, onunla görüntülenmen onunla birlikte olduğum anlamına gelmez. Ayrıca bu haberlerin basında fazlasıyla yer almasını anlamıyorum.”

-Türk kızlarını nasıl buluyorsun? İleride bir Türk kız arkadaşın olabilir mi?
“Türk kız arkadaşım olmadığını kim söylüyor.”

-Kalbim boş dememiş miydin?
“(Gülüyor) Belki de oldu, bilmiyorum. Türkiye’de bu kadar güzel bayanların olduğunu bilmiyordum.”

-Dünyanın en yakışıklı futbolcuları listesinde adın geçiyor…
“Ben pek öyle düşünmüyorum. Tabii bunlar beni mutlu ediyor, bu onuru bana yaşatanlara teşekkür ediyorum.”

-Şık bir tarzın var. Modaya önem veriyor musun?
“Herkes öyle söylüyor ama özellikle yaptığım bir şey yok. Modayı ve güzel giyinmeyi seviyorum. Bugün çok spor bir kıyafetle, yarın takım elbise ile görebilirsiniz.”

-Hayatında seni en çok şaşırtan olay neydi?
“Birçok özel ve önemli şey yaşadım ancak en farklısı ve özel olanı oğlumu kucağıma aldığım andır. Hiçbir şey bu ana bedel değil.”

You may also like

0 comments

By