‘Fatih Terim önümüzü açmadı’

Eski Fenerbahçeli futbolcu ve teknik direktör Oğuz Çetin, Hilmi Sever’e konuştu. Çetin, Türkiye Futbol Direktörü Terim’in birlikte çalıştığı kişilerin önünü açmadığını, Mustafa Denizli’nin ise tam tersi bir tarzı olduğunu söyledi.

Oğuz Çetin, geçen yıl yardımcı antrenör olduğu Azeri ekibi Hazar Lenkeran’da, Mustafa Denizli’nin ayrılmasının ardından teknik direktörlüğe getirildi.

Çetin yönetimindeki Lenkeran, yeni sezon hazırlıklarının ilk etabını Erzurum’da geçirdi.

Fenerbahçe’nin unutulmaz eski futbolcularından olan, 52 yaşındaki teknik adam, röportajımızın ilk bölümünde, birlikte çalıştığı teknik direktörler Fatih Terim ve Mustafa Denizli ile ilgili tespitlerde bulundu.

Mustafa Denizli’nin Hazar Lenkeran’dan ayrılışında karışık bir süreç yaşandı. O dönem neler oldu?
Mustafa Hoca, kulüp yöneticileri ile yaptığı toplantılarda kendisinin genel direktör benim de teknik direktör olmam yönünde görüş bildirdi. Ben de çok memnun olduğumu söyledim. Daha sonraki görüşmelerde ise kulüpten ayrılmaya karar verdi. Yoksa birlikteliğimiz devam edecekti. Altı aylık süreçte, birlikte çok ciddi bir çalışma yaptık. Daha sonraki süreçte kendisinin bana yaklaşımı ve bir yolu açıyor olması benim için çok önemli. Bu nedenle kendisine sonsuz teşekkür ediyorum. Mustafa Hoca’nın Türk futbolu üzerinde farklı bir misyonu var. 10-15 sene önceki Mustafa Hoca da değil. Çok farklı. Ne yapabilirim, nereye bir yol açabilirim, kime ne faydam olur gibi düşüncelere sahip, önemli bir futbol adamı. O konuda bana da çok önemli desteği ve yönlendirmesi oldu. Bugün bu görevde olmam Mustafa Hoca’nın kulüp yöneticileri ile yaptığı toplantıların ve konuşmaların neticesidir.

Türk futbolu böyle bir futbol adamından yeterince faydalanıyor mu?
Türk futbolu kimden faydalanmış ki? Kimseden faydalanmıyor. Çünkü Türk futbolunu, futboldan gelenler yönetmiyor. O yüzden bir kaos var. Tabii yöneten yönetsin ama belirli alanlarda Mustafa Hoca gibi adamlar etkin olmalı. Yol haritasını çizen kişiler olmalı. Tabii karakterler de farklı, Mustafa Hoca için bunu doğrudan söylerken bir diğer hoca için bunu söylemekte zorlanıyorum. Biri için kişisel menfaatler çok önemliyken diğeri için Türk futbolu çok önemli. Bu nedenle bu ayrımları net ortaya koymak lazım. Mustafa Hoca adına bunu söylüyorum, bunu söyleyebileceğim bir ikinci kişi yok.

Bir başka marka teknik adam Fatih Terim ile de milli takımda birlikte çalıştınız…
İkisi çok farklı karakterler, futbola bakışları çok farklı. Bu tip çalışmalarda olumlu olumsuz her şeyi görebiliyorsunuz.

Bu konu açılmışken şunu rahatlıkla söyleyebilirim; 2005’te milli takım kariyerime bir amaç için başladım. Fatih Terim, çevresindeki üç-beş kişi ve benimle birlikte diğer genç teknik adam arkadaşlarım bu yola, Fatih Terim sonrasında milli takıma ben ya da bir başka arkadaşım geçiş yapsın diye girdik. Fatih Terim ayrıldıktan iki ay sonra Hiddink konusu oldu. Hiddink ile çalışmamın sebebi de buydu. Hiddink sonrası göreve gelelim diye. Çünkü yedi yıllık bir kurumsal hafızaya sahiptim, 80 kez milli maçlarda aktif görev aldım, futbolculuk kariyerimi söylemiyorum bile. Bunların ülke tarafından değerlendirilmesi ve engellenmemesi lazım.

Dünyada bu yolda giden birçok ülke var ama bizde maalesef buna izin vermiyorlar. Buna izin vermeyen yalnızca sistem değil, bu işin içinde direkt yer alan kişiler. Yani bu yolu açacak kişiler. Birine destek vermek zorundalar. Fatih Terim önümüzü açmadı. Hep bana hep bana olmaz. Bunu yapmıyorlar, Mustafa Hoca’yı o konuda ayırıyorum. O daha farklı bir bakış açısında. Artık hep kişisel menfaatle yola devam edildiğinden futbolun gelişiminde zorlanıyoruz. Kimseye karşı olduğum ya da ben o göreve gelemediğim için değil. Fatih Terim sonrası, Hiddink sonrası, Abdullah Avcı sonrası niye bir Aykut, niye bir Ertuğrul, Tolunay, Şifo, genç ve daha enerjik bir isim göreve gelmiyor? Ülkenin elit antrenör sayısını niye artırmıyoruz? Bu sayı ikide, üçte mi kalmalı? Hep olay bunların etrafında mı dönmeli? Fatih Terim geldi başarılı oldu gitti, geldi başarısız oldu gitti, şimdi yine geldi. Bu elit sayıyı artırmamız lazım. Bu sayı artarsa ülke futbolu belirli noktalara gelebilir.

Fatih Terim daha önce yaptığı açıklamalarda bu görevde kalıcı olmadığını ve yeni teknik direktörler yetişmesi için çaba göstereceğini ifade ediyordu…
Söylemlerle icraatlar bir değil ki. 1987-88 sezonunda Derwall geldi, birtakım yatırımlar yaptı ve arkasından yardımcısı Mustafa Denizli göreve başladı. Daha önemlisi 1990’da Piontek geldiğinde yardımcılığını Fatih Hoca yapıyordu. Bence milli takım tarihinin en başarısız dönemi, dolayısıyla en başarısız yardımcı antrenörüydü. Kariyerinde önemli başarılar yokken milli takımın başına getirildi. Biz de zaten oyuncular olarak sahip çıktık, birlikteliğimizi ortaya koyduk, başarıları birlikte elde ettik. Ne oldu, ne değişti? Biz yardımcı antrenörler olarak play-off’lar oynadık, Avrupa şampiyonasına gittik, Avrupa üçüncüsü olduk. Göreve gelmek için ne olması gerekiyor? Tarihin en başarılı antrenörüyle birlikte çalışıyorsun, ondan sonra başa geçmek için ne olmalı, ne gibi şartlar gerekiyor? Ben sadece kendi adıma konuşmuyorum, o dönemdeki tüm arkadaşlarım adına söylüyorum.

Çok iyi hatırlıyorum, Bursa’da ve İstanbul’daki basın toplantısında iki defa Fatih Terim’e soruldu; ‘İlk geldiğinizdeki söyleminiz, benden sonra mutlaka buraya birileri gelecek, ben getireceğim demiştiniz. Bu konuda neler yapıyorsunuz?’ Ancak bu soruya cevap bile gelmedi. Onun için röportajın başında o ayrımı yaptım. Kişisel menfaatini çok önde tutan kişilerden bunu beklemek zaten mümkün değil. Ama ülke menfaati ve ülke futbolu adına hareket eden Mustafa Denizli’den bunu her zaman beklemek lazım. O ne kadar yetkin olursa o kadar bu yolları açar.

Fatih Terim’in göreve geldiği üç dönemdir yapılanıyoruz. Devrim, devrim… Birde olmadı, ikide olmadı, üçte mi olacak şimdi? Üçte olmadı, dörtte mi olacak?

Bu konuda çok tecrübeli olduğum için şunu da söyleyebilirim: Türkiye Futbol Federasyonu’nun yönetiliş şeklinde birtakım şeylerin radikal biçimde değişmesi gerekiyor. Bugüne kadar TFF tarafından A Milli Takım’ın başına getirilen teknik direktör her şeyin sorumlusu yapılıyor. Bu kesinlikle Türk futbolunun en büyük yanlışıdır. Türk futbolu ile ilgili bütün kararları her zaman federasyon, kurumsal olarak kendi adına vermeli, kendi yapılanmasını kendisi yapmalı, milli takım hocasına da şunu söylemeli: “Sen bizim için yarışmak zorundasın, A Milli Takım ekibini yapabilirsin, bizi ilk şampiyonaya götür. Engin birikimin ve tecrübelerinden faydalanmak isteriz.”

Eğitim, genç milli takımlar, futbol federasyonu adına verilen tüm kararlar TFF’nin kendi kurumsal yapısı içinde verilmelidir. Buna geçilmediği sürece her zaman gelen teknik direktörün ağzına bakılıp her şey onun aldığı kararlar doğrultusunda yapılırsa, bu bir-iki yıl sürer. Her antrenör değişiminde yıkıp baştan başlarsın. TFF’nin milli takım ile ilgili en büyük sloganı ne; ‘Yapılanıyoruz’. Ben bildim bileli bu yapılanma bitmiyor. Yapılanmayı kendin yaparsan biter. Dışarıdan gelen kişi senin yalnızca yarışmacı hocandır. O seni yalnızca turnuvalara götürür ve başarı kovalar. Etkin olan federasyonun kurumsal yapısı, orada çalışan profesyonellerdir. Bütün her şey federasyonun kontrolü altında olmalıdır. Maalesef bizde gelen antrenörün ağzına bakılır; “Ben şunla çalışamam, o gitsin, bu gelsin, o değişsin, bu kalsın…” Böyle hiçbir şey olmaz. En güzel örneği de Fatih Terim’in üçüncü dönemidir. Üç dönemdir yapılanıyoruz. Devrim, devrim… Birde olmadı, ikide olmadı, üçte mi olacak şimdi? Üçte olmadı, dörtte mi olacak? Almanya, Belçika ve İspanya futbolu nasıl yükseldi? Bir sistem kuruldu ve o sistem disiplinli bir şekilde yıllarca işletildi. Bir-iki isme bel bağlanmadı.

oguzcetin

Galatasaray, Mancini’nin yerine bir başka İtalyan teknik adamı, Prandelli’yi getirdi. Size göre doğru bir karar mıydı?
Bunlar günlük başarılarla ayakta kalabilmek için atılan hamleler. Yoksa bunun bir geleceği yok, geleceği yönelik bir hamle değil. İlk amaç camiada ve spor kamuoyunda ses getirmek. Ondan sonra bakacaklar, oluyor mu olmuyor mu, diye. Gelen isim çok değerli bir isim ama bu isimler hep bir sistemin insanları. Hayatları boyunca bir düzenin içinde, işlerini dört dörtlük yapmaya çalışan düzgün insanlar. Ama Türkiye’de ne olacak; yönetici, taraftar, oyuncu ilişkisi, kamuoyu baskısı… Türkiye yabancılar için farklı bir dünya. Türk futbol kültürü, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı için buraya gelen herkes için yabancı bir ortam. Kişileri seçerken, çok yönlü ve esnek düşünce yapısına sahip insanları tercih etmekte fayda var.

Mustafa Denizli’nin adı da Galatasaray ile birlikte anılmıştı. Mustafa Denizli göreve gelseydi başarılı olur muydu?
Kesinlikle olurdu. Her şeyden önce Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumu çok iyi organize ederdi. Sorunları çok iyi analiz edip onları küçültebilecek, dikkatleri farklı yönlere çekebilecek, çok önemli bir karakter. Çünkü her şeyi iyi biliyor. Galatasaray’ın sorunu yalnızca iyi futbol oynamak değil ki. Daha büyük sorunu, futbolun çevresi. O çevreyi organize etmek adına Mustafa Hoca bir numaradır. Mustafa Hoca sorunları hemen çözmeye koyulur, gelecek sorunları da görerek tedbirini alır, teknik anlamda da çok iyi bir ekip oluşturur. Galatasaray camiasında çok değerli insanlar var. Türkiye’de yapılmamış olan bir şeyi yapabilirdi. Hem teknik direktör, hem genel direkörlük görevini yürütebilirdi.

Peki şu an, Prandelli görevdeyken, sportif direktörlük teklifi gelse Denizli kabul eder mi?
Olmaz. Önce Mustafa Hoca ile anlaşılsa, teknik direktörü o seçseydi sorun olmazdı. Artık o kişinin Mustafa Hoca’yı, Mustafa Hoca’nın da onu benimsemesi zor olur. Kulüp menfaati için en baştan her şey konuşulsaydı, iki önemli isim Galatasaray’ın menfaati için çalışabilirdi. Brezilya’da bunun örneğini gördük. Scolari ve Parreira, Dünya Kupası’nda ülke menfaati için birlikte görev aldı. Ama bu bizim ülkemizde mümkün değil. Egoların tavan yaptığı bir ülkede böyle bir şey mümkün değil.

-Hazar Lenkeran kadrosunda çok farklı ülkelerden futbolcular var. Türkiye’den transfer yapmayı düşünüyor musunuz?
Açıkçası Türk oyuncu transfer etmemiz pek mantıklı olmuyor. Bu konuda şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; Türkiye 1. Lig’de bile oynayan futbolcuların kazandıkları paralar az değil. Azerbaycan Ligi’ne eşdeğer gözüküyor. Ayrıca Türk oyuncuları, Azerbaycan’da yabancı statüsünde. Bu nedenle bizim yurtdışından alacağımız oyuncunun kalitesiyle, Türkiye liglerinden alacağımız oyuncunun kalitesi arasında, yabancı oyuncular yönünde daha fazla artılar oluyor. Azerbaycan’da Türk oyuncular için Azeri statüsünde oynama hakkı verilirse belki o zaman düşünülebilir. Çünkü aynı paralarda yabancı oyuncunun kalitesi, Türk futbolcusuna göre daha yüksek oluyor.

-Türk futbolcuların Türkiye’de kazandığı paralar Avrupa’ya gitmelerine de engel oluyor. Avrupa’da bu rakamları alamadıkları için gitmek istemiyorlar…
Türk futbolunun gelişimi için ilk şart futbolcuların kazandığı paralar azaltılmalı. Rakamlar gerçek seviyesine inmeli. Gerçek rakamlara inildiği zaman Türk oyuncular yurtdışında da benzer rakamları verecek kulüplerde oynama hedefini koyabilirler. Türkiye’de bu paraları aldıkları müddetçe yurtdışında daha az paraya, daha fazla profesyonel olma mecburiyetine girmezler. Niye girsinler!

Futbol pastası çok büyüdü. Bu pastayı daha da büyütmek için her şey mübah oldu. Kimse sahada ne oynandığına, futbolun ruhuna bakmıyor. Şiddet, kavga ve dövüşle rant büyütülüyor.

-Türkiye’de yabancı sınırlaması olduğu sürece bu rakamlar gerçek seviyesine inebilir mi?
Bu iç içe geçmiş bir konu. Kesin çözüme gitmek için birkaç seneyi gözden çıkarmak lazım. Öncelikle futbol kafamızı değiştirmezsek, ne yaparsak yapalım fayda etmez. Popülist kültürden kurtulmadığımız, günlük başarının peşinde koştuğumuz ve başarı için her şey mübah olduğu sürece, istediğiniz şeyi değiştirin olmaz. Her şey çok kolay tüketilmemeli. Üç-beş yıllık planlar ortaya koyulmalı.

Örneğin Salih’e yatırım yapıyorsun, alıyorsun. Aldığın gün aynı bölgeye üç yabancı daha alıyorsun. Toplamda yedi kişi aynı mevki için kadroda oluyor, Salih o takımda nasıl oynayacak? Planlı, sistemli bir proje yok. Hiçbir Türk kulübünde yok. Yabancıyı azaltmakla çoğaltmak çare değil.

-Kulüplerin her konuda ve hatta saha dışında sert bir şekilde mücadeleleri sürürken, üç-beş yıllık projeler, yapılanmalar hayal gibi gözükmüyor mu?
Artık ipin ucu kaçtı. Futbol pastası çok büyüdü. Bu pastayı daha da büyütmek için her şey mübah oldu. İş şiddete dönüştü. Kimse sahada ne oynandığına, futbolun ruhuna bakmıyor. Şiddet, kavga ve dövüşle rant büyütülüyor. Bunu kimlerin yaptığı da ortada. Bu zihniyet değişmeden, ne değişebilir! Bu tablo yönlendirenlerin çıkarına olduğu için değişmiyor.

-Fenerbahçe geçtiğimiz sezonu rahat bir şekilde şampiyon olarak tamamladı. Size göre Fenerbahçe’nin avantajı neydi?
Son yıllarda şampiyon olan her kulübün en büyük avantajı ortada rakip olmaması. Dolayısıyla biraz istikrar gösterirsen şampiyon oluyorsun. Kaldı ki Fenerbahçe iyi bir kadroya sahip, Avrupa’da da yoktu. Yaşanılan futbol dışı olaylar da Fenerbahçe’ye artı motivasyon olarak döndü.

-Bilic, Prandelli, Ersun Yanal ve Halilhodzic. Bu dört teknik adama baktığınız zaman gelecek sezon şampiyonluk yarışında hangi takımı önde görüyorsunuz?
Gelecek sezon şampiyonluk yarışında öne çıkan takım yine Fenerbahçe. Çünkü ne olduğu belli, geçen sene yaptığı, hocası, oyuncuları belli. Galatasaray’a çok önemli bir hoca geldi ama ne olacağı belirsiz. Geçen sene Galatasaray takım olamadı. Futbolcular kopuk kopuk oynadı. Fenerbahçe’deyse birliktelik üst düzeydeydi. Galatasaray’da soru işaretleri var. Beşiktaş ise ışıldamıyor. Buna da belki kendileri izin vermiyor küçülerek. Haklı olarak transfer maliyetlerini düşürseler de yine de bir ışıldama olması gerekiyor. Genç bir kadroya sahipler, yetenekli ve dinamik bir kadro. Takımın böyle sönük kalması sahaya da yansıyor. Fenerbahçe durduğu yerde ışıldar, biraz hareketlenirse tamamen ışıldar. Galatasaray bunu geçen senelerde yıldız transferler yaparak elde etti. Beşiktaş’ın varolan kadrosuna biraz ışıltı vermek lazım, içe kapanık duruyorlar.

Trabzonspor’un sorunu kendi içinde. İç dinamiğindeki sorunlar büyümesini engelliyor. İki-üç yıllık plan yapamıyorlar. Her hamleleri büyük değişim gerektiriyor. Halilhodzic inşallah uzun süreli olur da Trabzonspor bir yerden bir yere gelir. Trabzonspor güçlü ama istikrarsız bir takım.

-Fenerbahçe altyapısında oyuncu yetişir mi?
Bunun için istikrarlı çalışma gerekiyor. Bizde mevki çalışması yok. Oyuncunun mevki seçimini doğru yapmak lazım. 1.50 boyundasın, Fenerbahçe altyapısında sağ bek olarak oynuyorsun, A takıma çıkma şansın yok. Oyuncunun fiziğini, yeteneklerini doğru yönlendirip, doğru mevkiler seçmek lazım. Hiçbir zaman 1.50-55 boyunda biri Fenerbahçe’nin sağ beki olamaz, olmamalı. A takımda bir kez oynatıyorsun, havayı veriyorsun, sonra kimse ortada yok.

Örneğin, Roma’ya transfer olan Salih Uçan’ı Fenerbahçe’de önde oynatıyorlardı. Bana göre Salih’in en iyi oynayacağı yer defansif orta sahadır. Bilinçli bir çalışma yapmadığımız için hep yanlış kararlar veriliyor. ‘Salih Uçan, Türkiye’nin 10 numarası. Çok teknik, alır, gider’ diyorlar, o bölgede hiçbir şey yapamaz. Çünkü o dinamikliğe ve çabukluğa sahip değil. O bölgede kalırsa, sıradan bir futbolcu olur.

-Roma, Salih’i iki yıl sonra alırsa toplam 15 milyon euro ödeyecek…
Bu Salih için büyük bir şans. Büyük bir yatırım, umarım Roma’da kalır. Salih’te yetenek, futbol zekası, teknik her şey var. Olmayan fiziksel özellikler. Çabuklaşması, dinamikleşmesi ve adımlarının küçülmesi lazım. Patlayıcı gücünün artması ve taktik bilgisinin gelişmesi gerekiyor. Eğer bu gelişimleri sağlarsa dünya çapında bir futbolcu ortaya çıkar. Ronaldo 10 sene önce yalnızca belirli özellikleri olan bir futbolcuydu, Manchester’a gitti, gelişimini sürdürdü ve süperstar oldu.

-Peki bu kadar yüksek potansiyeli olan bir Türk futbolcu Fenerbahçe’de nasıl oynayamaz?
Oynayamaz değil, oynatmıyorlar. Çocuğun üzerine özel bir çalışma yoktu ki. Önce onun bölgesindeki bazı futbolcuları göndermek gerek. Çünkü zorlu bir gün geldiği zaman, kafanı çevirip bakınca o tecrübelileri kullanırsın. Salih’i bir yere getirmek istiyorsan, o mevkiyi boşalt, sürekli oynasın. Birkaç maç zorluk çekersin ama sonra kazanırsın. Roma, Salih’e sabır gösterir ama Fenerbahçe göstermez. Olayın özeti bu.

Azerbaycan futbolu tamamen teşvik ile yürüyor. Kulüplerin yayın ve benzeri gelirleri yok. Devlet başkanı, devlet kurumları, federasyon ve önemli iş adamlarının katkılarıyla futbol ayakta kalıyor. Futbolun kendi ürettiği geliri yok.

-Mustafa Denizli’den sonra Hazar Lenkeran’ın başına geçtiniz. Hedefleriniz neler?
Geçen sene Mustafa Hoca ile takıma geldiğimizde, ligde hedeften uzaklaşılmıştı. Yalnızca kupa hedefi vardı. Yarı finalde kupadan da elendik. Hazar Lenkeran iki-üç yıldır camiasını mutlu edemeyen bir görüntü çiziyor. Azerbaycan’da Hazar Lenkeran Rayonu, çok özel bir bölge. Ligdeki 10 takım içinde taraftar potansiyeli en fazla olan kulübüz. Başarılı günlerde 15 bin kişilik stat doluyor. Burada göreve başlayınca lig ve kupayı kazanıp Avrupa’ya gitmek doğal olarak hedefiniz oluyor. Hedeflerinden uzak kalan Lenkeran’ı bu hedeflerine ulaştırmak en büyük arzum.

-Hazar Lenkeran’da bu hedeflere oynayabilecek yapılanma ve maddi güç mevcut mu?
Azerbaycan futbolu tamamen teşvikle yürüyor. Kulüplerin yayın ve benzeri gelirleri yok. Devlet başkanı, devlet kurumları, federasyon ve önemli işadamlarının katkılarıyla futbol ayakta kalıyor. Futbolun kendi ürettiği geliri yok. Ancak futbolun gelişimi için devlet kurumları gerekli adımları atmaya başladı.

Yanlış bilmiyorsam ligdeki 10 takım içinde taraftarına bilet satabilen tek takım biziz. Genellikle maça gelen taraftarlardan bilet parası talep edilmiyor. Azerbaycan gelişimini sürdüren bir ülke. Futbol konusunda özellikle Türkiye’yi takip eden bir toplum. Azerbaycan Ligi zorlu bir lig. Çok kaliteli yabancı futbolcuları barındırıyor. Türkiye 1. Ligi ne kadar zorsa, Azerbaycan Ligi de onun seviyesinde. Üç-dört takımımız, Süper Lig’deki takımların kalitesine sahip. Azerbaycan futbolunu küçümsememek gerekiyor.

-Azerbaycan zengin bir ülke. Ligde kaliteli oyuncular olduğunu söylediniz ama sizin takımınıza baktığımız zaman ismi ön plana çıkan bir futbolcu göremiyoruz. Takıma bu doğrultuda transferler yapmayı düşünüyor musunuz?
Taşlar yerine oturmadan böyle bir ilgi kaynağı lig olması zor. Yıldız bir ismi takımın içine sokup, bölgenin ilgisini çoğaltmak önemli bir hamle ama bizim önce takım standartlarını oturtmamız ve devamlılık içine girmemiz gerekiyor. Önce ihtiyaca yönelik hamleler yapmamız gerekiyor.

Geçtiğimiz sezon sahada dört Azeri oyuncunun olması ve bunlardan birinin de 21 yaş altı olması gerekiyordu, bu bizi çok zorladı. Çünkü Azeri oyuncu sayımız azdı. Bu seneyse sahada beş Azeri oyuncu bulundurmamız zorunlu. Birinin de 23 yaş altı olması gerekiyor. Bu tip dayatmalar futbolun gelişimini sekteye uğratıyor. Zorla bazı oyuncuyu oynatmak durumunda kalıyoruz. Bu sezon transferdeki yatırımlarımızı Azerbaycan’ın önde gelen oyuncularına yönelik yapıyoruz. Özellikle rakiplerimizde ve milli takımda oynayan futbolcuları kadromuza katmaya çalışıyoruz.

-Lenkeran başkent Bakü’den uzak bir bölge. Bunun handikaplarını yaşıyor musunuz?
Lenkeran, İran sınırına yakın bir bölge. Sosyal yaşantı çok farklı. Bu anlamda sıkıntılarımız var. Şehir içinde oyuncuların vakit geçireceği ortam fazla yok. Diğer takımlardan farklı olarak, futbolun gereklerinden önce, sosyal yaşantı ve psikolojik anlamda oyuncularımızın sorunlarını çözmek bizim önceliğimiz.

Lenkeran çok verimli bir bölge, her şey organik yetişiyor, yeşillik içindeyiz. Futbolcularımızın keyif alarak işlerini yapmaları için planlarımızı yapıyoruz.

-Türkiye’de Anadolu kulüplerinin yaşadığı sıkıntılara benziyor…
Evet çok benzer bir sıkıntı. Kulübümüzün bu eksiyi gidermek için en büyük fedakarlığı maddi yönden oluyor. Bizim oyuncularımız diğer kulüplere göre daha fazla para kazanıyor.

You may also like

0 comments

By