Abdullah Avcı: Galatasaray’dan bugün teklif gelse…

18 Ekim 2010

Türkiye’nin tartışmasız en başarılı teknik direktörlerinden biri Abdullah Avcı. Genç milli takımlar ile yaşadığı başarıların ardından İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile ikinci ligde başlayan yolculuğuna 4 yıldır Süper Lig’de devam eden Avcı, Hilmi Sever’in sorularını yanıtladı.

İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un Langa Tesisleri’nde bizi kabul eden genç teknik adam ile takımı, ligimiz, süreli konuşulan Galatasaray konusu ve Beşiktaş taraftarının tepkisi üzerine uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Söz sözü açtı, bu uzun ama bir o kadar da keyifli röportajı büyük bir zevkle okuyacağınızı düşünüyorum.

Şimdi Abdullah Avcı ile gerçekleştirdiğimiz röportajla sizleri başbaşa bırakıyoruz…

-Hocam öncelikle ligde şu ana kadarki durumunuzla ilgili sizden kısa bir değerlendirme alabilir miyiz?
“Dört senedir ligde oynuyoruz, bir önceki seneye göre kıyaslarsak oynanan futbol açısından daha iyiyiz. Bu beni sevindiriyor. Ama eksilerimiz hala var, bu bazen sakatlıklar bazen de istediğimiz oyuncuyu alamamakla ilgili oluyor. Ön tarafta bir sıkıntımız var. Gol konusundaki bu sıkıntımızı çözersek ligi iyi bir yerde bitireceğimizi düşünüyorum.”

-Bu sıkıntının kaynağı istediğiniz oyuncu ya da oyuncuların alamamanızla mı, yoksa mevcut oyuncularınızdan istediğiniz performansı alamamanızla mı ilgili?
“Mevcut oyuncularımızla geçen seneden beri devam ediyoruz. Ön tarafta Herve Tum, Tevfik, İskender, İbrahim Akın, Hasan Ali ve Ali Güzeldal görev yapıyor. Herve Tum geçen sezon sakatlanıp, sezon başına sağlam başlayamadı, İbrahim Akın tam tipik bir golcü değil. Ali Güzeldal bizim için önemli bir oyuncu, geçen sene çok iyi bir ivme yakalamıştı ama o da sakatlık yaşadı ve sezona başlayamadı. Geçen sene sıkıştığımız maçlarda devreye giren bir oyuncuydu.

Ayrıca savunmanın merkezinde geçen sezon istikrarlı oynayan futbolcularımız sezona başlayamadılar ve sürekli bir rotasyonla oynuyoruz. Ama tüm bunlara rağmen beş senelik birlikte çalışmamızın avantajı olarak istikrarımız sürüyor.

“YURT DIŞINDA FORVET ARAYIŞLARIMIZ SÜRÜYOR”

-Bu sezonki transferlerinizi yeterli buluyor musunuz?
“Transfer sezonunda basında tüm takımlarla ilgili gelenler ve gidenler diye bir köşe olur. Bu köşeye bakıldığında bizim takımımızın yer aldığı bölümde fazla hareket olmadığı görülür. Bu bölümde takımımızla ilgili fazla hareket olmaması tabii ki normal, biz beş senelik artık belirli şeyleri oturtmuş bir takımız. Sadece iki üç tane bildiğim maliyetsiz genç oyuncu aldık. Cihan Haspolatlı’yı da maliyetsiz transfer ettik. Cihan her mevkii de forma giyebilen önemli bir oyuncu. Yalnızca Samuel Holmen’i para vererek transfer ettik ve ondan da son derece memnunuz. Ön tarafla ilgili arayışlarımız halen devam ediyor.

-Yurt içi mi, yurt dışı mı?
“Yurt dışında arayışlarımız sürüyor. Yurt içinde istediğimiz oyuncu tiplemesini bulunca maliyetleri çok yüksek oluyor. Yabancı oyuncu kontenjanında da bir sıkıntımız yok.”

“HAYATIM BOYUNCA ONURUM İÇİN YAŞADIM”

-Galatasaray maçlarından önce ve sonra aldığınız eleştiriler ile ilgili neler söylemek istersiniz? Bu konu sürekli olarak konuşuluyor…
“Son derece üzücü bir olay. Bunun spor yapmış, sporla uğraşmış, spor kültürüne sahip olan insanların bu şeyleri konuşması hem bizim adımıza hem de insanları yönlendirme adına çok şık durmuyor. Kavgayla beslenen bir toplumuz, insanları insanların önüne atmanın hiç bir anlamı yok. Ve bundan son derece rahatsız oluyorum, kaale almıyorum, muhattap olmak istemiyorum ama ben de ailemde sokakta dolaşıyoruz. Bazı kişilerin yönlendirme yapması nedeniyle sokaktaki insanların bize farklı bakması hiç hoş olmuyor. Hayatım boyunca onurum, kişiliğim ve karakterim için yaşıyorum, bu anlamda kendime baskı yaptım. Buna asla laf söyletmem, gerekirse buna da çıkar yanıt veririm. Sporla hiç bir tarafı bağdaşmayan insanların ortaya çıkardığı laflar olarak düşünüyorum.”

“G.SARAY’DAN GELEN TEKLİFE BAŞKA BİR TEKNİK ADAM BALIKLAMA ATLARDI”

-Galatasaray’ın ileride başına geçmeyi düşündüğünüz de iddia ediliyor ama eğer böyle bir hedefiniz olsaydı sanırım 2007-2008 yılındaki teklifi kabul ederdiniz…
“Aynen öyle. 2007-2008 sezonunda gelen teklifi başka bir teknik adam olsa hemen aynı gün üstüne atlardı. Ki bugün Türkiye’de baktığımız zaman bir kulübü bırakıp, başka bir kulübe ertesi gün teknik direktör olan arkadaşlarım var. Reddettiğim kulüp Galatasaray Kulübü. Galatasaray’ı yenemedik diye eleştiriliyoruz. Zaten 4 senedir ligde oynayan bir takımız 2 beraberlik 4 mağlubiyet aldık. O zaman ben de şunu söyleyeyim; Galatasaray, Fenerbahçe’yi yenmek istemiyor mu! Hiç bir şekilde yenemiyor, napalım şimdi? Benim çok samimi Beşiktaşlı teknik direktör arkadaşlarım var ve bugüne kadar Beşiktaş’a karşı galibiyetleri yok. Şimdi bir Galatasaraylı da bu kişilere karşı farklı imalarda mı bulunsunlar? Nelerle uğraşmamış gereken yerlerde nelerle uğraşıyoruz. Bu nedenle gülüp geçiyorum, sakinimdir ama kavgacı bir yapımda vardır. Herkese hakettiği cevabı veririm.”

G.SARAY’IN TEKLİFİNİ NEDEN KABUL ETMEDİ?

-Galatasaray’ın teklifini o günlerde kabul etmemeninizin nedeni, Galatasaray’a daha güçlü gitmek istemeniz olabilir mi?
“Hiç alakası yok. Etik kurallar diye bir şey vardır. Ben bir kulübe emek vermişim, lige çıkarmışım, iki hafta sonra Galatasaray ile maçımız vardı. Bu teklif o anki ortama göre etik olmadığı için kabul etmedim. Bunu Avrupa’da bir antrenör yapsa yılın antrenörü ödülünü verirler. Ayrıca ben o lekeyle ömür boyu yaşayamazdım.”

-O sene Galatasaray şampiyon oldu. Bu konuda hiç bir pişmanlığınız oldu mu?
“Ne olurdu ki! Aklıma bile gelmiyor, dönüp bile düşünmüyorum. Teklifi kabul etmediğim için hiç bir pişmanlığım olmadı.”

G.SARAY’IN TEKLİFİ SEZON SONUNDA GELSEYDİ…

-Peki bu teklif ligin bitimine kısa bir süre kala rakip olacağınız Galatasaray’dan değilde sezon sonunda daha rahat bir ortamda gelseydi kabul eder miydiniz?
“O zaman daha olumlu bakardım. Teklifin içeriğine bakıp kararımı verirdim. Etik kurallar dahilinde olduğu sürece benim için bir sorun olmaz. O gün bu teklifi kabul etmemiş bir insan için bugün konuşulanlara bakın, gerçekten çok ilginç.”

G.SARAY’DAN BUGÜN BİR TEKLİF GELSE…

-Galatasaray’da Frank Rijkaard’ın gönderilmesi gündemde ve teknik direktörlük için adı geçen isimlerden biri de sizsiniz. Şu an böyle bir teklif gelse Galatasaray’a yanıtınız ne olur?
“Şu anda böyle bir teklif yok. Olsa da doğru olmaz. Beş yıldır çalıştığım bir takım var ve onları başkalarının yaptığı gibi yarı yolda bırakamam. Günü kurtarmak adına yapılacak bir şeyin içinde asla olmam. Uzun süreli bir proje ile doğru bir zamanda gelecek teklifi ise değerlendirebilirim. Ama şu an için böyle bir şey mümkün değil.”

-Ali Sami Yen’de Galatasaray ile son dakikada attığınız golle 1-1 berabere kaldığınız maçta, attığınız golden sonraki sevinci abartılı olduğunu düşündünüz mü?
“O sevinç bir şeylerin birikimiydi. Yine buna benzer dedikoduların konuşulduğu bir süreçti. O golün gelmesi duygularımı dışarıya vurdu, hiç bir golde abartılı sevindiğim görülmemişti ama yine de hiçbir şey değişmiyor.”

-İlk olarak hedefiniz milli takım mı yoksa bir kulüp takımı mı?
“Şu anda Türk Futbolu’nda 10-15 sene oynayacak bir oyuncu profiliyle çalıştım. Bu nedenle milli takım bana hep sıcak gelmiştir. Ama dediğim gibi Türkiye’de rüzgarın nasıl eseceği belli olmuyor. Ama benim için kamouyondu genel anlamda bir destek var bunun için herkese teşekkür ediyorum. Milli takım ve büyük takımlarımızla sürekli olarak ismimin geçmesi gurur verici. Sürekli olarak çalışmaya ve bir şeyler üretmeye devam edeceğim. Bunun karşılığında futbol kamuoyu beni bir yerlere taşıyacaksa taşıyacaktır. Bunu zaman gösterecek.”

“SİVASSPOR’U YENMESEYDİK BEŞİKTAŞ ŞAMPİYON OLAMIYORDU”

-Hocam size bir tepkide Beşiktaş taraftarından sürekli olarak geliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
“Bu da insanların gereksiz konuşmalarından ve yönlendirmelerinden kaynaklanıyor. İki sene önce İnönü Stadı’nda oynadığımız bir müsabakada başlayan bir şey. Sıkıntılı giden bir maçtı, Beşiktaş şampiyonluğa oynuyordu. İki tane oyuncumuz sakattı ve yerde yatıyorlardı. Yerde fazla kalıyorlar diye böyle bir tepki göstermeye başladılar. O gün sakatlanan oyunculardan bir tanesi Kenan Hasagiç 6 ay oynamadı, diğer sakatlanan oyuncumuz Marcin Kus’un kulağı kopuyordu ve üstüne üstlük ofsayttan yediğimiz bir golle mağlup olduk. Bu futbolun içinde olabilir tabi. O sene Sivasspor’u Sivas’ta yenmesek Beşiktaş şampiyon olamıyordu. Ayrıca benim oğlum bir sene Beşiktaş Futbol Okulu’na gitti. Benim iddia edildiği gibi Beşiktaş’a karşı bir duruşum olsa oğlumu Beşiktaş Futbol Okulu’na yollar mıyım? Ve şu da var biz Fenerbahçe’yi Beşiktaş’tan fazla yendik. Ben Fenerbahçe Stadı’na son derece rahat gidebiliyorum, büyük saygı gösteriyorlar. Orada da öyle bir seyirci kültürü var. Ama İnönü Stadı’nda bunla karşılaşamıyoruz, yapacak bir şey yok.”

-Peki bu değişir mi?
“Onu bilemem, umarım değişir.”

“DEMEK Kİ NE KADAR ÖNEMLİ BİR İŞ YAPMIŞIM”

-Ve ilginç olan ‘Abdullah Avcı yere yatsana’ tezahüratları maç başlamadan başlıyor ve oyun nasıl olursa olsun devam ediyor…
“Ben tabii bundan da besleniyorum. Abdullah Avcı kulübü ve takımıyla beraber ne kadar önemli bir iş yapmış ki beni bu kadar dikkate alıyorlar. Buna sürü psikolojisi diyorum. Başka diyecek sözüm yok.”

-Ligin kalitesini bu sezon nasıl buluyorsunuz?
“Ligin kalitesini mücadele anlamında iyi buluyorum ama oyun anlamında çok inişli çıkışlı buluyorum. Oyunu uzun süreli iyi oynayayan bir takım ortaya çıkmıyor. Maçın belirli bölümünde tempo yapıp skoru alan takımlar oluyor, bu tempoyu maçın geneline yaymak lazım.”

“TRABZONSPOR BENİ HEYECANLANDIRIYOR”

-Geride kalan haftalara baktığınız zaman en güzel futbolu oynayan takım hangisi?
“Trabzonspor takımı sezon başından beri beni heyecanlandırıyor. Şenol Hoca geldiğinden beri istekli ve arzulu futbol oynuyorlar. Beşiktaş takımı çok kabuk değiştirmesine rağmen gelen oyuncuların adaptasyonu, istek ve arzusu yüksek. Fenerbahçe son haftalarda bir ivme kazandı, çünkü onlarda da çok kaliteli isimler var.”

“KALİTE OLARAK FENERBAHÇE VE BEŞİKTAŞ”

-Size göre ligin en kaliteli kadrosu hangi takımda?
“İsim olarak bakıldığında çok kaliteli kadrolar var, tabii önemli olan takım olabilmek. Ama Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın kadroları kalite olarak öne çıkıyor. Ligde şu an geçiş dönemi yaşanıyor, bundan sonraki dönemde taşlar yerine oturacaktır.”

-Hocam örneğin Gaziantepspor Ismael Sosa’yı, Manisaspor Makukula’yı ve Kayserispor Zalayeta’yı kadrosuna kattı. Belediye’de bu tarz maliyetli ve ismi bilinen transferler görebilir miyiz?
“Biz o tarz maliyetli oyunculardan uzak duruyoruz. Bizim kulüp yapımız, diğer şehir takımları gibi değil. Orada bir seyirci, tarih ve arkalarında büyük bir güç var. Bize gelen oyuncular hedefli olmalı, İstanbul’un ortasında seyirci ve medya baskısı olmayan bir kulübüz, hedefli oyuncular ancak bizi başarıya taşıyabilir. Beşiktaş’la oynadığımız maça bakınca sadece 3 oyuncumuz uluslararası deneyime sahip. Kenan Hasagiç, Bosna Milli Takımı’nda oynuyor ve çok önemli bir kaleci. İbrahim Akın Beşiktaş ve Milli Takım’da oynamış. Samuel Holmen de İsveç Milli Takımı ve Danimarka’nın Brondby takımında forma giymiş bir oyuncu. Geride kalan 8 oyuncu benimle beraber ya 2. Lig’den gelen ya alt yapıdan çıkardığımız ya da Bank Asya’dan transfer ettiğimiz isimler.”

“ŞAMPİYONLUK GERÇEKÇİ BİR HEDEF OLMAZ”

-Belediye bu sezon neler yapabilir?
“Belediye’nin ilk sezonuna baktığımız zaman Bank Asya’da mücadele eden bir takımdık. Üç senedir Süper Lig’de sıralama ve puan olarak da devamlı üstüne koyan bir takım var. İlk sene 12. olmuş, ikinci sene 9. olmuş ve geçtiğimiz sezonu da 6. sırada tamamlamış bir takımız. Puan olarak da ilk sene 38, ikinci sene 48, üçüncü sene de 56 puan topladık. Şimdi herkes bize ‘ne olacak? 3. mü olacaksınız?’ diye soruyor. Bu tabii ki gerçekçi bir hedef değil. Bizim 5-6-7 veya 8. sırada dolaşan istikrarlı bir takım olmamız gerekiyor. Ama oyun anlamında teknik olarak bir takım eksiklerimiz var, bunları iyileştirmeye çalışıyoruz.”

-Nedir bu eksikler?
“Dört senedir bu ligde her yıl bir şeyler öğreniyoruz ve bunlar üzerine çalışıyoruz. Geçtiğimiz sezon puan olarak en yüksek puanımızı aldığımız ama pas yüzdemizin düştüğü bir sene. Bizim oyunumuzun önemli unsurlarından biri topa sahip olmaktır ama geçen sene sahip olduğumuz oyuncu profili ve sistem nedeniyle topu oynaması için daha çok rakibe verdik. Biz de hızlı hücumlar yapmak istedik ama set hücumuna döndüğümüz zaman çok pas hataları yaptık, bunu iyileştirmeye çalışacağız. Kupa’da çeyrek final oynadık, elendiğimiz takım Trabzonspor Türkiye Kupası’nı aldı. Bu seneki hedefimiz çeyrek finalin üzerinde bir derece olacak. Ayrıca Kupa’yı kazanmak ya da final oynamak bize Avrupa kupası yolunu açabilir. Rakamların bu kadar büyüdüğü yerde kulüp yapılanmasının da büyümesi gerekiyor. Stadı ve tesisiyle yeni bir projenin içine gireceğiz. Bu projeler kısa zamanda gerçekleşirse Türk Futbolu’nun istikrarlı bir takımı ve futbolumuza yeni yetenekler kazandıran bir kulüp oluruz. Şampiyonluğa oynayacağız demek çok gerçekçi olmaz, insanları kandırmaktan başka bir işe de yaramaz.”

“İNSANLARA HEP BAKARSAK, BİR ŞEY YAPAMAYIZ”

-Takımınıza gelen eleştirilerden bir tanesi de yalnızca kontra atak oynayabilen bir takım olduğunuz yönünde…
“Lige çıktığımız ilk sene de rakibe önde basıyorduk. 2-0’dan 3-2 maç kaybediyorduk, böyle takım mı olur diyorlardı. Futbolda her şeyin bir cevabı var, bizim toplumumuz her şeye negatif yaklaştığı için ne yapsanız beğenilmiyor. Biz o zaman da futbolumuzla keyif verdik, şu anda da keyif veriyoruz. Bugün dünya futbolunda oyun 30 metreye sıkışmış durumda, herkes topun arkasında olacak. Biz de bunu yapıp hızlı hücum yapıyorsak buna herkes saygı duymalı. Tabii ki Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş set oynayacak. Biz de zaman zaman set oynuyoruz ama bu oyunun içinde olabilecek değişiklikler. Ama eleştirinin sınırı yok ki! Bu nedenle bu eleştiriler beni çok ilgilendirmiyor. Benim takımım neler yapabilir? Buna bakıyorum. İnsanlara bakarak bir şeyler yaparsak, hiçbir şey yapamayız.”

-Kafanızdaki oyun mantalitesini hangi lige yatkın görüyorsunuz?
“Bugün oyunun iki yönününü oynayan teknik adam, oyuncu ve takım her lige uyum sağlar. Yoksa oyun mantaliteleri devamlı olarak değişecektir. İki hafta önce Galatasaray ile oynadık ve oyun başında 2 gol yedik ve kalan dakikalarda set oyununa döndük. Oyuna savunma ile başladık daha sonra çıktık ve set oynamak zorunda kaldık. Bu nedenle oyunun her yönünü oynamak zorundasınız. Biraz da kendi oyuncu profiliniz bunu belirler. Türkiye Ligi’nde rakibin beklerini fazla çıkartmıyorsan, her tarafı kapatıyorsan, oyun 1. değil 3. bölgede oynanıyor rakip adına. Biraz da güçlü stoperlerin varsa bunu kullanmalasınız.”

-Hangi ligde çalışmaktan zevk alırsınız?
“İngiltere, İspanya ve Almanya Ligi’ni çok beğeniyorum.”

-Peki bu liglerde sizi görebilir miyiz?
“Bizim ülkemizde neyin ne olacağını ve rüzgarın nasıl eseceğini bilemiyorsunuz. Oralara gidebilmek tabii ki kolay değil, farklı donanımları bünyenizde bulundurmalısınız.”

“AVRUPA’YA GİDEBİLMEMİZ İÇİN BAŞARI GEREK”

-Oralara gidebilmek Belediye’den ya da ülkemizdeki başka bir takımdan olabilir mi? Yoksa yalnızca milli takım teknik direktörlüğündeki başarı mı bu kapıları açar? Ve size göre neden teknik adam veya futbolcu olarak Avrupa’ya gidemiyoruz?
“Milli Takım’da da lig takımında da kupa almak ve şampiyonluğa oynamak bu kapıları açar. Tabii ki insani olarak da donanımlı olmalısınız. Yabancı dilimiz olmalı, bunda eksiğim var. UEFA’nın açtığı Avrupa’da kabul edilen Pro-Lisans kursuna katılıyorum, tecrübeler kazanıyoruz. Tabii ki Avrupa’da çalışmak isterim.

Bizim futbolcularımız için de aynı şey geçerli, çok zor transfer oluyorlar. Avrupa’da 8-10 hoca arasında büyük takımlar dönüyor. Avrupa’da yer almamız için kulüplerimizin uluslararası düzeyde başarılı olması, milli takımımızın da her turnuvada yer alan istikrarlı bir takım olması gerekiyor. Bunları başarırsak büyük liglerin dikkatini çekebiliriz.”

-En başarılı bulduğu teknik direktör kim?
Son yıllarda Avrupa futbolunda sürekli adından söz ettiren Jose Mourinho. Gittiği her takımda başarılı olmayı biliyor.

“BURSASPOR – VALENCI MAÇI TAM BİR FUTBOL DERSİYDİ”

-Takımınızı bu sezon sonunda Avrupa’da mücadele edecek yeterlilikte görüyor musunuz?
“Eksiklerimiz var, yeterli görüyorum demek çok yersiz olur. İki senedir Hollanda’da kamplar yapıyoruz, oranın takımlarıyla maçlar yapıyoruz. Bu maçlarla kendimizi test edebiliyoruz ama Hollanda Ligi diğer Avrupa liglerinin çok arkasında bir lig. Oradaki maçlar test oluyor ama diğer liglerle kendimizi kıyasladığımızda aradaki mesafe ortaya çıkıyor.

Bunun en son örneği Bursaspor ile Valencia arasında oynanan maçtı. Tam anlamıyla bir futbol dersiydi. Bizim şampiyon olan takımımızla, İspanya’nın 3. takımına bakıldığında taktiksel anlamda tam bir dersti. Bizde topla fazla oynamak iyi oynamak anlamına geliyor, onlarda ise tam tersi. Kadrosunda büyük değişikliğe gitmesine rağmen Valencia’nın taktiksel dizilimi çok üst düzeydeydi.”

-Ülkemizde genel olarak transfer politikasını nasıl buluyorsunuz?
“Yanlış buluyorum. Kendimizden örnek alırsak, büyümeye çalışan bir takımız. Geçen seneden beri bir scout ekibi kurduk. Yurt içi ve yurt dışında sürekli maç izliyorlar. Toplantı odamızda bir sistem kurduk, tüm dünya liglerini izleyebiliyoruz. Bunun karşılığında Holmen’i aldık. Umurım bunların sayısı artacak. Türkiye’de her şey spontane gelişiyor ve sağlıklı olmuyor.”

-Ağırlıklı olarak hangi ligleri izliyorsunuz?
“Fransa ligini çok daha ağırlıklı seyrediyoruz. Oradaki oyuncuların bize daha uygun olduğunu düşünüyoruz. Daha sonra ise kuzey Avrupa liglerini takip ediyoruz. Hem maliyet hem de oyuncular daha uygun oluyor. Mesela Marcin Kus’tan inanılmaz memnunum. İş disiplinleri mükemmel ve sorunsuz oyuncular. Samuel Holmen de çok isabetli bir hamleydi.”

“FRANSA’DA MAÇLAR İZLEYECEĞİZ”

-Ülkemize de Fransa’dan çok sayıda Afrika kökenli oyuncu geliyor. Fransa Ligi’nin oyun yapısı da bize uyuyor…
“Evet orda da mücadele üst düzeyde ve bize uygun. Afrika’dan doğrudan gelen oyuncularda disiplin sorunları daha fazla, Avrupa’da yetişmiş Afrikalılar daha farklı oluyor. Önümüzdeki günlerde Fransa’ya gidip maçlar izleyeceğiz. Forvet arayışımız olacak.”

-Son yıllarda alt yapılardan çok fazla başarılı oyuncu çıkmadığı ve A Milli Takıma yeterli katkının verilemediği söyleniyor. Buna katılıyor musunuz?
“A Milli Takım’da oynayan oyuncularımızın büyük bölümü, genç milli takımlardan gelmiş isimler. 1990 yılından sonra Gündüz Tekin Onay’la başlayan genç milli takımlar furyası çok önemliydi. Gençlik dönemimde bir tane genç milli takım vardı ve sadece Romanya ve Bulgaristan ile maçlar yapıyorlardı. Artık her yaş kademesi için takımlar var ve bir çok uluslararası turnuvada oynayıp deneyim kazanıyorlar. Ama kulüp takımlarına baktığımız zaman üzerlerindeki baskı nedeniyle genç oyunculara şans fazla gelmiyor. Bu nedenle tıkanıklık yaşanıyor. Ben bu nedenle şanslıyım, uzun süredir genç milli takımlarda çalıştığım oyuncularla birlikte devam ediyorum.”

“OYUNCU KÜVETTE DE SAKATLANABİLİR”

-Arda ve milli takım konusu da çok konuşuldu. Milli Takım’da sakatlandığı için Galatasaray cephesinin bir isyanı vardı…
“Oyuncular bazen küvette bile sakatlanabiliyor, buna yapabilecek bir şey yok. Milli takımlarda artık kulüp takımı gibi oldu, çok büyük paralar dönüyor. Ayrıca milli duygularla mücadele etmek çok farklı bir şey. Ayrıca milli takım çok başka bir platform. Örneğin Mesut Özil, Alman Milli Takımı’yla Dünya Kupası’nda gösterdiği performansla Real Madrid’e transfer oldu. Bizim oyuncularımıza da milli takımdaki başarılarla farklı kapılar açılabilir. Her geçen sene daha sağlıklı oyuncuların alt yapılardan geleceğini düşünüyorum. Bu süreç sancılı olacak ama alt yapıların verimi artacaktır.”

“GÖKHAN SÜZEN MİLLİ TAKIMA ÇAĞIRILDI”

-A Milli Takım’da İstanbul Büyükşehir Belediye’den ne zaman bir oyuncu göreceğiz?
“5 sene önceye kadar Belediye’den genç milli takımlara da oyuncular gitmiyorlardı. Alt yapılarda önemli iyileştirmeler yaptık, ümit ve genç milli takımlarda 5 oyuncumuz var. A Milli Takım için geniş kadroya Gökhan Süzen çağırıldı. 24 kişilik kadroda yoktu ama Gökhan’ın çağırılması bizim için önemli bir aşamadır.”

-Milli Takımımız’da bir sistem olmadığı yönündeki eleştirilerle ilgili düşünceniz nedir?
“Bence hep bir sistem vardı. Belirli oyuncuların üzerinde bu şekilleniyor. 35-40 kişilik bir havuzdan kendi sistemine göre hocalar oyuncuların seçiyor. Rijkaard bir röportajında çok doğru bir tespitte bulunmuştu; ‘Türkler duygularıyla oynayan bir toplum’ demişti. Ama tabii ki sistem takımı olmak çok önemli. Hollandalılar ne olursa olsun sisteme çok bağlıdırlar. 17 Yaş Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonluğu finalini Hollanda’ya karşı oynadık. 2-0 öndeyiz, son dakikalara giriyorduk, artık şişirmeye başlayacaklar dedim ama hiç bir şekilde sistemlerinden taviz vermediler. Ve bu sisteme bağlılıklarının karşılığını da alıyorlar.”

“KASIMPAŞA’DA KURU FASÜLYE DE ETİLER’DE KEBAP DA YEMESİNİ BİLİRİM”

-Saygın bir duruşunuz var. Bu duruşu bozmamak adına bugüne kadar içinizden geçip de yapmadığınız şeyler oldu mu?
“Yapı itibariyle saygılı bir insanım. Disiplinin saygıdan geçtiğini düşünüyorum. Tabii ki içimde fırtınalar çok kopuyor. Kaybetmeyi kabul etmeyen, haksızlığa tepkili bir insanımdır ama bu ülke artık bunu kaldırmıyor. Her maça çıkmadan önce sakin olmamla ilgili kendi kendime telkinde bulunuyorum. Oyuncu benim yüzüme bakarak benden enerji alıyor. Benden enerji aldığı yerde enerjimi boş yere harcayamam. İnsanlar beni başka şeylerin içine çekmeye çalıştılar ama bununla ilgili bir lafım var; ‘Kasımpaşa’da kuru fasülye yemesini de Etiler’de kebap yemesini de bilirim.’ Yeri gelir kavga etmesini de bilirim ama böyle ortamlarda bulunmayacağım. Her şeyden önce bir aile babasıyım, kendimi temsil ediyorum.”

You may also like

0 comments

By